Hollanda’ya Taşınmak ve Kaybolan Eldivenler

Published by

on

Kısa bir süre önce yurt dışına taşındık. Taşınmak, bir sokak geriye, yeni bir semte veya ülkeye olduğunda bile en kıymetli eşlikçisiyle gelir, “ayrılık/kayıp”. Taşınmaya eşlik eden bu arkadaş sizin taşınmayla ilgili olan duygunuzdan, motivasyonuzdan da bağımsızdır aslında. Yani çok severek, isteyerek taşınmanız kaybınızı değiştirmez ancak baş etmenizi kolaylaştırabilir diyelim. 

Taşınma sürecinde eşyaları ayırırız mesela, artık ihtiyaç duymadığımız, kullanmadığımız veya bir sebepten yanımıza alamayacağımız eşyalarımızı ayıklarız. “Ne çok gereksiz eşyam varmış, hafifledim” gibi cümleler çok çıkar bu dönemde. Aldığımız aksiyonun yalnızca bir işlevidir aslında eşyayı azaltmak, sadeleşmek, hafiflemek. Biraz yakından bakarsak ayrılığa ve kayba nasıl da en yüzeysel, madde üzerinden en somut şekilde kendimizi hazırladığımızı görebilirsiniz burada. Bu yüzden “Terapi gibi” gelir bu yüklerden fazlalıklardan kontrollüce kurtulma hali. 

Kayıp, ayrılık elbette yalnızca eşyalarla maddelerle değil. Geride bırakılan, aile, arkadaşlar, bazen iş, bazen düzenli gittiğimiz bir mekan, her gün geçtiğimiz yol veya bağ kurduğumuz ve geride bıraktığımız her şeyde izlerini taşır. Tüm bunları nasıl deneyimlediğimiz ve baş etme yöntemimiz “bağlanma” biçimimizle oldukça alakalıdır ancak bu başlı başına farklı bir yazının konusu. 

Bölüm başlığı olan “kaybolan eldivenler”e gelecek olursak. 4 Yaşındaki bir çocuğun bu kaybı nasıl yaşadığını nasıl sembolleştirdiğine bir örnek olarak paylaşmak isterim. Taşınma, ev, şehir, ülke değiştirme hikayelerinde “en kolay çocuklar adapte oluyor” cümlesi sık sık geçer. Yeni bir dile, kültüre adaptasyon yaş küçüldükçe kolaylaşsa da ayrılığın ve geride kalanların çocuk için önemini yadsıyamayız. 

Yeni eve taşınamayan oyuncaklar, bazen artık alışsın tek yatsın diye uğraştığımız odası, yatağı, geride kalan okulu, arkadaşları, geniş ailesi. Yaş küçüldükçe biz yetişkinlerin gözünden kaçabilecek ancak çocuğun zihninde yer edinmiş, bağ kurduğu daha bir çok şey sayılabilir. Tüm bu irili ufaklı nesneleri, bağ kurulan kişileri, mekanları geride bırakmak çocuklar için de oldukça zordur. Ayrılık ve kaybı kapsayan bu kocaman değişim süreci çocuklarda kontrol kaybını tetikleyebilir. Dolayısıyla küçük çocuklarda kontrol etme ihtiyacını çeşitli senaryolarda gözlemleyebiliriz. Yeni evindeki eşyalarını saklamak, sokağa çıkarken yanında götürmek veya kaybolmasın diye götürememek. Kıyafet, yemek gibi konularda normalde uyumlu olan çocuğunuzun ”inatlaşma, tutturma” davranışları. Aslında tüm bunlar kontrolden çıktığını hissettiği hayatında küçük kontrol alanları yaratma ve daha güçlü hissetme çabasındandır.

Tam da böyle bir adaptasyon sürecinde, bu değişimden çok da keyif alan ve uyumlu gözüken 4 yaşındaki kızımın yeni aldığı eldivenlenlerinden tekini kaybetmesiyle birlikte ”eldiven kaybetme fobisi” gibi gözüken yeni bir fobi eklendi literatürümüze. ”Bir daha asla eldiven takmayacağım çünkü kayboluyorlar!” diyerek isyan bayrağını çeken küçük bir kız ardından bu ”ya kaybolursa” endişesini farklı nesnelere taşımaya başladı. Konunun kaybolan eldivenler değil de kaybettiği koca bir düzenin bir nesne üzerinden sembolleştiğini fark etmek pek de zor olmadı.

Ayrılmak, bırakmak, kaybetmek hepimiz için farklı anlamlar barındırıyor. Ayrılmak, beraberinde yeni bir yerle, mekanla, kişiyle yeni bağlar kurmayı getiriyor.

Sizin de varsa bir ayrılma hikayeniz, dileğim yeni yollarda güzel bağlarla ilerlemeniz..